Projeler

SoCAT Lab 2006 yılından bugüne Ege Üniversitesi bünyesinde araştırmalarına devam etmektedir.

SoCAT lab, insan davranışlarının kökenlerini araştırırken, özellikle depresyon, alzheimer, madde bağımlılığı ve şizofreni gibi hastalıkların erken tanı ve tedavilerinde yeni yöntemler geliştirmeye çalışmaktadır. Yapay zeka uygulamaları ve büyük veri işleme kullanılan yöntemlerden sadece bir kaç tanesidir.

SoCAT ALZ HR

Tübitak Destekli Alzheimer projesi kapsamında, Alzheimer Hastalığının (AH) mümkün olan en erken döneminde teşhisini koyabilmek için bilinmesi gereken normal, patolojik ve patolojiyi telafiye yönelik nöronal devreleri tanımlayarak işlevlerini ölçmek ve beraberindeki anatomik değişiklerini tespit etmek hedeflenmektedir.

Devam

SoCAT Alkol

Çalışmanın amacı, alkol dikkat kontrolü eğitim programının alkol dikkat yanlılığı, aşerme ve nüks üzerine olan etkisini incelemektir.

Devam

SoCAT SS

Ege Üniversitesi Sinirbilim Anabilim Dalı, Psikiyatri Anabilim Dalı, Radyoloji Anabilim Dalı ve SoCAT Nörogörüntüleme Birimi işbirliğinde yaptığımız araştırmamızın amacı sosyal desteğin beyindeki mekanizmalarını belirlemektir. Çalışmada katılımcılardan 5 tane ölçeği doldurması istenecek ve sonrasında yaklaşık 30 dakika süren bir fonksiyonel manyetik rezonans (MR) görüntüleme çekimi yapılacaktır.

SoCAT SR

Bu çalışmada beyinin özgüven ile ilişkili alanlarını saptayıp güncel literatür ile ilişkilendirmek, katkı yapmak ve bulunan bölgelerin harici işlevleri ile özgüvenin ilişkisini tartışmayı amaçlıyoruz.

Devam

SoCAT Memface

Bu çalışma yaşlanmayla birlikte beyindeki nöral organizasyonda meydana gelen değişimleri gözlemleyebilmek için tasarlanmıştır. Araştırmanın amacı; nörodejeneratif bir rahatsızlık tanısı olmayan sağlıklı yaşlı bireylerde bilişsel bir görev anında beyin aktivitesinde farklılık olup/olmadığını test etmek ve bu aktivite değişikliği ile bilişsel performans arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır.

Devam

SoCAT-SCH Def

Schizophrenia is a heterogeneous disorder. To reduce this heterogeneity, categorizing schizophrenia into deficit and non-deficit subtypes according to negative symptoms is widely accepted. In this study, we aimed to investigate whether the changes in the ventricular volumes of deficit and non-deficit schizophrenia patients in 5 years were different. Instead of directly comparing two groups with each other, we took healthy controls as a reference baseline.

read more

SoCAT-SCH PL

Amaç: Şizofreni hastalarında nöroplastisitedeki azalmanın bilişsel belirtilere neden olduğunun nörogörüntüleme çalışması ile kanıtlanması, şizofreni hastalarında nöroplastisitede azalma olan beyin bölgelerinin tespiti

Devam

Tamamlanan Projeler

SoCAT OBZ

Obezite, hızla yaygınlaşmakta olan ve birçok morbiditeye ve mortaliteye yol açabilen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu nedenle gerek Dünya Sağlık Örgütünün geliştirdiği uluslararası tedavi programlarında gerekse de ülkemizde obezite ile mücadelerler son yıllarda hız kazanmıştır. Obezite tedavisinde diyet- egzersiz önerileri, farmakolojik ya da cerrahi tedavilerin yanı sıra kişilerin yanlış beslenme davranışlarını ve yeme tutumlarını değiştirmek için psikososyal girişimler de önemli rol oynamaktadır. Obez bireylerin yeme tutumları gözden geçirildiğinde dürtüsellik, ödüle duyarlılık, sosyal etkiye dayanıksızlık ve yanlış karar verme stratejileri literatürde geniş yer tutmaktadır. Ancak mevcut yeme davranışı bozukluklarının etyolojisine yönelik veriler oldukça sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı obez bireylerin karar verme süreçlerini ve sosyal etkileşime yatkınlıklarını incelemek ve bu süreçlerinin nöral izdüşümlerine ait veriler saptayabilmektir. Bu çalışmada; obez bireylerin karar verme süreçlerinin normal bireylere göre daha fazla oranda dezavantajlı olacağı ancak obez bireylerin grup içerisindeki sosyal etkileşim sayesinde avantajlı kararlar verebilme yatkınlığı geliştirecekleri ve bu süreçlerde beynin özellikle frontal korteks olmak üzere bir çok alanında aktivasyon farklılıkları saptanabileceği hipotezleri; karar verme süreçlerine ait araştırmalarda literatürde yaygın olarak kullanılan Iowa Gambling Task’i kullanıp eş zamanlı fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme yaparak test etmeyi planlanmaktadır

SoCAT SCH I

Şizofreni toplumda görülme sıklığı %0.5-1 arasında değişen, kişinin gerçekleri değerlendirme yetisini bozarak düşünce ve davranışlarında farklılıklara neden olan bir ruhsal rahatsızlıktır. 19. Yüzyıl sonlarında bilimadamları tarafından tanımlanmaya başlayan ve o dönemde “erken yaşta bunama” olarak isimlendirilen şizofreni aslında ilk dönemki ismini kısmen de olsa doğrular şekilde hastalarda bilişsel yıkımlara ve becerilerinde kayıplara da yol açmaktadır. Aslında şizofreni yalnızca psikiyatri hekimlerince “pozitif psikotik bulgular” olarak tanımlanan; gerçekte varolmayan görüntüler görme gerçekte varolmayan sesler duyma vb. algı bozuklukları, garip içerikli konuşmalar, garip davranışlar, gerçekle ilişkisi olmayan düşünceler yürütme özelliklerden ibaret bir rahatsızlık değildir. Şizofreni hastalarında “negatif psikotik bulgular” olarak tanımlanan; duygu dışavurumunda kısıtlılık, az konuşma, içe kapanma (asosyallik), amaca yönelik hareketleri planlama, başlatma ve sürdürmede yetersizlik, duygusal tepkileri sergilememe özellikleri de bulunmaktadır. Günümüz şizofreni tedavileri her ne kadar pozitif psikotik bulguları yatıştırmakta ve engellemekte önemli noktalara ulaşmış olsa da negatif psikotik bulguların etkin tedavisi halen yapılamamaktadır. Bunun nedeni de aslında negatif psikotik bulguların niçin ortaya çıktığının yeterince aydınlatılamamış olması olabilir.

SoCAT ekibi olarak bu araştırmadaki amacımız şizofrenide sıklıkla görülen negatif psikotik bulguların nedenlerini açıklamamıza yardımcı olabilecek veriler elde etmektir. Şizofreni literatüründe hastalığa neden olan farklılıkların beynin lateral ventrikül adı verilen alanlarındaki hacim artışlarından kaynaklandığına dair veriler yer almaktadır. Bizim çalışmamızda da öncelikli olarak lateral ventriküllere odaklanmakla beraber negatif bulguları ön planda olan şizofreni hastalarının beyin yapıları ile bu bulguları ön planda olmayan şizofreni hastalarının beyin yapıları 3 boyutlu yapısal MR görüntüleme tekniği ile karşılaştırılacaktır.

Depresyon-BDNF 1

Yaklaşık 5 sene süren çalışmalar sonucunda SoCAT araştırıcıları depresyona yatkınlığa yol açtığı düşünülen genlerin beyinde yol açtığı değişikleri tespit etti. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience ve The World Journal of Biological Psychiatry dergilerinde yayınlanan makalelerde serotonin pompasını ve beyinden köken alan büyüme faktörünü (BDNF) kodlayan genlerin depresif hastalarda beyin yapısını, sağlıklı bireylere göre daha farklı etkilediği ortaya çıktı.Her iki genin de depresyon gelişiminde rol oynadığı düşünülmekteydi ama genlerin beynin özellikle stresten etkilenen hipokampus gibi bölgelerdeki etkisi yeterince bilinmemekteydi. SoCAT araştırcıları, ilaçsız bir grup hastanın hipokampuslarını ileri beyin görüntüleme yöntemleri ölçtü. Depresyonda önemli bir etken olduğu bilinen serotonini beyindeki miktarını kontrol eden serotonin pompasını kodlayan genin hipokampusun büyüklüğüne etkisi olduğu ve riskli geni taşıyan bireyler de beynin bu bölümünün daha küçük olduğu tespit edildi. Diğer yandan BDNF’yi kodlayan gende ise beklenenin tersine dezavantajlı olduğu düşünülen genin hipokampusta küçülmeye yol açmadığı bulundu. SoCAT projeleri yöneticisi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül bu bulgunun çok ilginç olduğunu belirtti ve söyle devam etti: “Daha önce BDNF düzeyleri ile hipokampus hacmi arasında ilişki bulmuş ve yayınlamıştık. Bu bulgu tüm dünyada ilgi çekmişti. Şimdi ise BDNF’yi kodlayan genin etkisi araştırdık. Öyle görünüyor ki depresyona yol açtığı düşünülen gen zannedildiği kadar dezavantaj yaratmıyor. Bu yeni bulgu depresyonun genetiği hakkında sahip olduğumuz bazı önyargıları değiştirecek gibi duruyor.”

Depresyon-BDNF 2

Yaklaşık 5 sene süren çalışmalar sonucunda SoCAT araştırıcıları depresyona yatkınlığa yol açtığı düşünülen genlerin beyinde yol açtığı değişikleri tespit etti. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience ve The World Journal of Biological Psychiatry dergilerinde yayınlanan makalelerde serotonin pompasını ve beyinden köken alan büyüme faktörünü (BDNF) kodlayan genlerin depresif hastalarda beyin yapısını, sağlıklı bireylere göre daha farklı etkilediği ortaya çıktı.Her iki genin de depresyon gelişiminde rol oynadığı düşünülmekteydi ama genlerin beynin özellikle stresten etkilenen hipokampus gibi bölgelerdeki etkisi yeterince bilinmemekteydi. SoCAT araştırcıları, ilaçsız bir grup hastanın hipokampuslarını ileri beyin görüntüleme yöntemleri ölçtü. Depresyonda önemli bir etken olduğu bilinen serotonini beyindeki miktarını kontrol eden serotonin pompasını kodlayan genin hipokampusun büyüklüğüne etkisi olduğu ve riskli geni taşıyan bireyler de beynin bu bölümünün daha küçük olduğu tespit edildi. Diğer yandan BDNF’yi kodlayan gende ise beklenenin tersine dezavantajlı olduğu düşünülen genin hipokampusta küçülmeye yol açmadığı bulundu. SoCAT projeleri yöneticisi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül bu bulgunun çok ilginç olduğunu belirtti ve söyle devam etti: “Daha önce BDNF düzeyleri ile hipokampus hacmi arasında ilişki bulmuş ve yayınlamıştık. Bu bulgu tüm dünyada ilgi çekmişti. Şimdi ise BDNF’yi kodlayan genin etkisi araştırdık. Öyle görünüyor ki depresyona yol açtığı düşünülen gen zannedildiği kadar dezavantaj yaratmıyor. Bu yeni bulgu depresyonun genetiği hakkında sahip olduğumuz bazı önyargıları değiştirecek gibi duruyor.”

Hipokampüs – Eğitim

İnsan belleğinin normal işlevlerini yerini getirmede önemli bir organ olan ve beynin iç kısmında yer alan hipokampus başta Alzheimer, şizofreni ve depresyon gibi pek çok hastalıkta küçüldüğü gösterilmiştir. Pek çok araştırma bu hacim azalması ile beraber hastalarda günlük aktiviteyi yerine getiren çok kabiliyetin hipokampus hacmindeki azalmaya paralel olarak kaybedildiğine işaret etmektedir. Bununla beraber hipokampus haciminin değiştirecek faktörlerin çok azı bilinmektedir. Bu faktörlerden bir tanesinin yoğun zihinsel eğitim olduğu düşünülmektedir. Nitekim Alzheimer hastalığı yüksek eğitimlilerde ve zihinsel işlevlerini hayatları boyunca devam ettirenlerde daha az görülebileceğine inanılmaktadır.

            Eğitim bellek işlevlerindeki etkisi araştıran SOCAT-DEP ekibi; yoğun eğitimin verildiği okul yıllarının uzaması ile hipokampusun başının büyüklüğü arasında pozitif bir ilişki tespit etti. SOCAT ekibinin kordinatörü ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim dalı Beyin Görüntüleme ve Elektrofizyoloji Birimi Sorumlusu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Saffet Gönül, bu bulgunun yoğun eğitim süresince beyinin nasıl değiştiğine gösterdiğini söyledi. Dr. Gönül şöyle devam etti; “Beynimiz zannedildiğinin tersine oldukça plastik bir özellik gösteriyor. Eğitim ile beraber hipokampusun bellek ile ilişkili alanlarında bir büyüme görmekteyiz. Bu büyümenin Alzheimer için bir avantaj sağlayıp sağlayamadığın söylememiz bugün için erken. Ama dikkate alınması gereken bir bulguya ulaştığımıza inanıyorum.”

Depresyon – Hipokampüs

Depresyon günümüzdeki en önemli sağlık problemlerinden biridir. Kadınların %15’i, erkeklerin ise %7’si hayatları boyunca en az bir kez depresyon geçirmektedirler. Pek çok hasta ise bu hastalığı tekrarlayıcı olarak yaşamaktadırlar. Hastaların %85’i 10 sene içinde birden çok depresyon atağı geçirmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılında depresyonun en fazla iş gücü kaybına neden olan ikinci hastalık olacağını öngörmektedir.

            Depresyon günümüzdeki en önemli sağlık problemlerinden biridir. Kadınların %15’i, erkeklerin ise %7’si hayatları boyunca en az bir kez depresyon geçirmektedirler. Pek çok hasta ise bu hastalığı tekrarlayıcı olarak yaşamaktadırlar. Hastaların %85’i 10 sene içinde birden çok depresyon atağı geçirmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılında depresyonun en fazla iş gücü kaybına neden olan ikinci hastalık olacağını öngörmektedir.

            Depresyonun nedenine yönelik yapılan araştırmalarda beynin bellek ve stres ile ilişkili alanlarında yapı ve işlev açısından sorunlar tespit edilmiştir. Bu alanlar arasında en önemli olanlardan bir tanesi hipokampus isimde deniz atına benzer bir yapıdır. Bu yapının küçüldüğüne dair kanıtlar vardır. Ancak, bu küçülmenin hastalık öncesi mi olduğu yoksa sonradan mı geliştiğine dair elimizde yeterince kanıt yoktu.

            SoCAT laboratuvarının yöneticisi olan Prof. Dr. Ali Saffet Gönül ve Prof. Dr. Ömer Kitiş’e göre bu çalışmanın iki önemli verisi bulunmaktadır. Birincisi depresyon maalesef beynin stres ile ilişkili alanlarından en az bir kısmına zarar vermektedir. İkincisi ise antidepresanlar bu hasarın gelişmesinde engelleyici bir rol oynamaktadır. Dr. Gönül’e göre antidepresanların etkinliğinin tartışıldığı günümüzde ikinci bulgu hastaların neden ilaçlarına devam etmeleri gerektiğinin bir bilimsel kanıtı olarak kabul edilmelidir. İlgili makale uluslar arası Journal of Psychiatric Research isimli dergide basılmak üzere kabul edildi.

SCH-DTI

Şizofreni toplumun %1’ini etkileyen ve maalesef halen kesin bir tedavisi bulunamamış psikiyatrik hastalıklardan birisidir. Nedenleri hakkında pek çok fikir ileri sürülmüş ise de bu fikirlerin sadece çok azı doğrulanabilmiştir. İleri sürülen fikirlerden bir tanesi şizofreni hastalarının beyinlerinin değişik bölgeleri arasında haberleşmede bozulma olduğudur. Bu fikirden yolan çıkan SoCAT araştırıcıları şizofreni hastalarının beyin yarı kürelerini bağlayan korpus kallosum bütünlüğünü test etti. Difüzyon Tensör Görüntüleme yöntemini kullanan araştırıcılar beyinin ön kısmını birbirine bağlayan devrelerde  normal bireylere göre farklılık tespit etti. Proje yöneticisi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül, bu bulgunun şizofreninin beynin sadece belirli bölgelerindeki hasardan değil aynı zamanda o bölgeleri birbirlerine bağlayan devrelerin de hasarından kaynaklandığına işaret etti.

SCH-Emosyon Tanıma

Şizofreni erken yaşlarda başlayan ve kişinin dış dünya gerçekliğini anlamasında ve uyum göstermesinde önemli problemlere neden olan bir psikiyatrik hastalıktır. Hayat boyu görülme oranı %0.5-1 arasında değişmektedir. Şizofreni hastalarının iki önemli alanda sorunları olduğu bilinmektedir. Birinci sorun, emosyonları tanıma ve işlemeyle ilişkiliyken; ikincisi ise düşünce sürecindeki yapısal sorunlardır. Şizofreni tanısı almış bireylerin emosyonları tanıyamamaları ve gereğince kullanamamaları, hem de düşünce sürecindeki sorunları diğer bireyler ile iletişimlerini bozmaktadır. Kişiler arasındaki iletişimin bozulması, kişiler arası ilişkiyi de bozmaktadır. Kişiler arası ilişkinin bozulması ise normal bireylerde dahi saldırgan tutumlara yol açabilmektedir. Şizofreni hastalarındaki saldırgan tutumlar ve tedavileri sıklıkla tartışılmış; fakat bu hastalardaki saldırgan tutumların etyolojisine yönelik araştırmalar sınırlı kalmıştır. Diğer taraftan sadece sürekli saldırganlık gösteren ve adli kayıtları olan hastalarda yapılan saldırganlığın nedenleri arasında en sık olarak emosyonların tanınması ve işleme sürecinde sorunlar tespit edilmiştir. Ancak gözden kaçırılan asıl önemli konu birçok hastada özellikle aileye ve yakın çevreye karşı düşük şiddette ama sürekli saldırgan tutum ve davranışlar görülmesidir. Socat bu çalışmada gözden kaçırılmış olan ve hastaların önemli bir kısmında görülen düşük şiddette ve sürekli saldırgan tutum ve davranışların sistematik olarak araştırılmasını planlamaktadır. Bu bağlamda şizofrenide emosyonların tanınması ve ayırt edilmesi (bilinçli ve bilinç dışı) ile saldırgan tutum ve davranışlar arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır.

SCH-Frontotemporal

Şizofreni toplumun yaklaşık %1’inin etkileyen, genellikle genç yaşlarda başlayan ve hastaların önemli bir kısmında ömür boyu devam eden bir psikiyatrik hastalıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ile bu hastalığa neden olan faktörler bulunmaya çalışılmış ve bu aşamaya gelinmede beyin görüntüleme yöntemleri önemli faydalar sağlamıştır. Antipsikotik ilaçlar hastalığın tedavisinde temel basamağı oluşturmaktadır. Ancak, hastaların bir kısmı bu tedaviye iyi cevap vermemektedir. Bu nedenle tedaviye iyi cevap vermeyen ve sosyal uyumu önemli derecede bozan (negatif)  belirtiler ile giden hasta grubunda, kötü gidişin nedenlerinin aydınlatılmasına gereksinim vardır. Bu hedefle yola çıkan SoCAT araştırma grubu, kötü gidişin izlendiği şizofreni hastalarında beynin sol ön lobu ile yan lobu arasındaki bağlantının bozulduğunu gösterdi.

        Her iki lobun beraber çalışmasının planlama ve sosyal algıda önemli roller oynadığı ve şizofreni hastalarında bu lobların iyi çalışmadığı bilinmekteydi. Bu çalışmada ileri beyin görüntüleme yöntemleri kullanılarak lobların arasındaki bağlantının problemli olduğu gösterildi. Bu sonuç, şimdiye kadar beyin bölgeleri arasındaki hasar kadar bağlantı hasarlarının da hastalık belirtilerinde önemli olduğu gösterdi. Bu bilgi ile bağlantı hasarını azaltabilecek yeni tedavilere ihtiyaç olduğu da ortaya çıkmış oldu.

Bu çalışma ile şizofreni hastalarının komplike durumlarda basit durumlarda karar verme sıkıntıları olduğu gösterilmiştir. Bu yeni bilginin tedaviye uyum ve hastaların sosyal hayata yeniden kazandıracak programların hazırlanmasına katkısı olacaktır.

SCH-Karar Verme

Hayatta yaptığımız pek çok seçim belirli olasılık hesapları ile gerçekleşmektedir. Örneğin; neden A yolundan değil de B yolundan gideriz? Çünkü B yolunda trafik daha açık ve yol daha rahattır. Ancak, bir kaç üst üstte bu yolda trafik tıkanırsa ve yoldaki rahatlık kaybolursa; bu durumda diğer yolu deneriz. Eğer A yolunda bir süre sonra aynı durum söz konusu olmaya başlarsa, hangi yolu seçeceğimiz ile ilgili yeniden hesaplar yapmamız gerekir. Benzer durum eşya satın alırken, hatta meslek ve eş seçiminde bile söz konusudur. Yani, geleceği kesin olarak göremememiz nedeniyle, bir seçimi o anki bilgilerimiz ile en iyi olasılığa göre belirleriz.

Şizofreni, toplumda %1 oranında görülen ve önemli bir hasta grubunda ömür boyu devam eden bir hastalıktır. İşitsel ve görsel halüsinasyonlar, hezeyanlar ve sosyal hayattan kopma gibi belirtiler ile kendini göstermektedir. İlaçlar bu belirtilerin önemli bir kısmında oldukça etkilidir. Son yıllarda şizofreni hastalarının ilaç fayda görmelerine rağmen kısa sürede bırakmalarına veya sosyal durumlardan uzaklaşmaları ile ilgili önemli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar şizofreni hastalarının öğrenme kabiliyetleri ile sosyal ve ilaç alanında karar vermesi arasındaki ilişki olabileceğini işaret etmiştir.

Bu çalışma ile şizofreni hastalarının komplike durumlarda basit durumlarda karar verme sıkıntıları olduğu gösterilmiştir. Bu yeni bilginin tedaviye uyum ve hastaların sosyal hayata yeniden kazandıracak programların hazırlanmasına katkısı olacaktır.

SoCAT ALZ 1

SoCAT araştırıcıları yapay zeka ve MRI kullanarak erken Alzheimer Hastalığının tanısını %80 doğrulukta koymayı başardı. Avrupa Nöropsikofarmakoloji Koleji (European College of Neuropsychopharmacology) tarafından ödüllendirilen projeye; Current Alzheimer Research Dergisi de e-pub olarak yer verdi. Bilim insanlarının kullanmış oldukları bu yöntem ile Alzheimer Hastalarının erken tanısını yanında, Alzheimer Hastalığı ile karışan diğer bunama çeşitleri ve yaşlılık dönemi depresyonunun ayırıcı tanısı da kolaylaşacak.Alzheimer hastalarında küçülen beyin alanları (Ege Üniversitesi Verisi)d iğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde nüfusun yaşlanması ve ömür uzaması nedeniyle Alzheimer ve benzeri bunama hastalığı daha fazla görülmeye başlamıştır. 65  yaş altındaki bireylerde Alzheimer hastalığının görülme oranları %4 iken, 75 yaş ve üzerinde yaşayan nüfusun yarında Alzheimer hastalığı görülmektedir. Bugün için Türkiye’de yaşayan Alzheimer hastasının sayının 400.000 olduğu ve 2050 yılında ise 2.5 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Bu bilgiler hastalığın ne kadar ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan pek çok araştırmaya rağmen varolan ilaçlar sadece ilk ve erken orta dönemde etkilidirler. Bu nedenle erken ve doğru teşhis hastanın tedavisinde çok önemlidir.Doğru Alzheimer tanısı, hastanın bir uzman psikiyatrist veya nörolog tarafından muayene edilmesi dışında zaman alıcı nöropsikolojik testler ve görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç duymaktadır. Bu değerlendirme süreci uzun ve pahalıdır. Nöropsikolojik testlerin yapılması ve değerlendirmesi, benzer şekilde beyin görüntüleme yöntemleri ile elde edilen verilerin yorumlanması bu konuda eğitim almış personel tarafından yapılmalıdır. Bütün bu aşamalara rağmen özellikle yaşlılık dönemi depresyonu ile Alzheimer hastalığının ayrıcı tanısı tam olarak yapılamamaktadır. Yanlışlıkla Alzheimer tanısı alan depresyon hastalarında tedavi önemli ölçüde gecikmektedir.

SoCAT Biventrikül

Her yüz kişiden birisinde görülen ikiuçlu (bipolar) bozukluk, (eski adıyla manik depresif hastalık) rahatsızlığı bulunan kişilere ve yakınlarına ciddi güçlükler yaşatmaktadır. Bu kadar yaygın görülmesine ve hayatı olumsuz etkilemesine karşın ikiuçlu bozukluğun nedenleri konusundaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Bu rahatsızlığın beyindeki bazı bölgelerin çalışmasındaki aksaklıktan kaynaklandığı düşünülmekte ancak bunun nasıl olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

 Yapılan çalışmalarda beyinde lateral ventriküllerde genişleme olabileceği gösterilmiş, ancak bu genişlemenin neden olduğu konusunda yeterli bilgi edinilememiştir. Beyin dokusundaki gelişimsel bozuklukların ya da doku kaybının bu genişlemelere yol açabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle de emosyon düzenlenmesiyle yakından ilişkili bölgelerle komşuluğu olan ventriküllerin daha ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir. Çalışmamızda da şekil analizi yöntemiyle ventriküllerin incelenmesi, bölgesel değişikliklerin araştırılması planlanmaktadır. Ayrıca benzer genetik ve çevresel riskleri taşıyan sağlıklı kardeşlerde de risk ve direnç ile ilişkili bölgelerin araştırılması amaçlanmıştır.

SoCAT DEP IV

Major depresif bozukluk, toplumda sık rastlanan bir psikiyatrik hastalıktır. Kişinin yaşamındaki işlevselliğinde, en yakınları ile ilişkilerinde uzun süreli ve büyük kayıplara yol açması nedeni ile altta yatan nedenlerinin, tedavilerinin iyi araştırılması gerekir. Depresyon hastalarının günlük yaşamlarında ve insan ilişkilerinde çevreden gelen duygu (emosyon) uyandırabilecek uyaranların algılanması, duyguların ortaya çıkması, zihinsel olarak yorumlanması ve kontrolünde sorunlar olduğu ve bu sorunların da hem günlük hayatta işlevsellik kaybına yol açabileceği hem de tedaviyi zorlaştırabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda depresyon hastalarının çevrelerinden nasıl etkilendikleri ve bu etkilenmenin yakınlarındakiler ile duygusal etkileşimlerini ne şekilde bozulduğu ve bunun nasıl önlenebileceği yönünde bilgilerimizi artırmayı hedefliyoruz.

SoCAT DEP III

Duygudurum bozuklukları içerisinde ele alınan MDB toplumda en yaygın görülen hastalıklardan biridir. Ailesel risk; özellikle annede olmak üzere ebeveynde depresyon öyküsü varlığı, gençlerde depresyon gelişimi açısından önemli bir risk faktörüdür. MDB ile ilişkili yapılan bağlantı çalışmaları hipokampüsün de dahil olduğu limbik sistem, prefrontal korteks ve singulat korteks gibi çeşitli beyin yapılarında yer alan çok sayıda nöral devrede düzensizlik olduğunu göstermektedir. MDB’ nin temel belirtilerinden biri olan kognitif bozukluğun hipokampüste gri madde hacminde gözlenen azalmayla ilişkili olduğu klinik öncesi çalışmalarda gösterilmiştir. Henüz hipokampüs hacminde saptanan küçülmenin; hatalı nörogelişimsel bir değişikliğin sonucu olarak hastalık belirtilerinin ortaya çıkışından önce mi var olduğu; yoksa depresyon patofizyolojisiyle ilişkili nörotoksik mekanizmalara bağlı olarak hastalık süresince mi meydana geldiği net olarak bilinmemektedir. Bu nedenle bu çalışmaya; aile öyküsü olan yineleyici depresyon hastası kadınlar ile henüz hastalanmamış yüksek riskli sağlıklı kızları dahil edilmiş ve MDB’ da sık etkilenen beyin bölgelerinden biri olan hipokampüslerinde olası meydana gelen yapısal değişiklikler incelenmiştir. Hipokampüs hacim değerlendirmesinin yanı sıra 3 boyutlu şekil analizi yapılarak henüz hacim değişikliğine yol açmamış bölgesel değişikliklerin saptanması hedeflenmiştir. Henüz hastalanmamış yüksek riskli sağlıklı kızların çalışmaya dahil edilmesi hem genetik faktörlerin etkisinin değerlendirilmesi hem de endofenotipik değişikliklerin saptanması açısından önemlidir. Bu ve benzeri çalışmaların uzun vadede; tedavi yanıtsızlığı ve relapslar açısından yüksek riskli bireylerin saptanarak ileri basamak tedavi gerektirecek hastaların seçiminde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Bu çalışmada ailelerinde MDB öyküsü olan, erken yaşlarda MDB geçirmiş ve hastalığı tekrarlayan kadınlar ile kontrol grubunun hipokampüs hacimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.

SoCAT DEP I

Major Depresif Bozukluk(MDB) depresif duygudurum, hayattan keyif alamama, uyku ve iştah bozuklukları, enerji azlığı, suçluluk düşünceleri, konsantrasyon kaybı ve intihar düşünceleri ile karakterize olan, hastaların büyük kısmında yinelemeler ve kalıntı belirtilerle seyreden bir psikiyatrik bozukluktur. MDB genellikle 20’li yaşlarda başlamakta, yaşla birlikte sıklığı artmaktadır. Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi oluşumunda hem çevresel etkenler hem de genetik etkenler rol oynamaktadır. Yapılan görüntüleme çalışmalarında birçok farklı bulgu elde edilmiş olmasına rağmen en sık beyinde bellek fonksiyonları ile ilişkili olan, hipokampüs adı verilen bölgede küçülme olduğu saptanmıştır.

Bu çalışmada ailelerinde MDB öyküsü olan, erken yaşlarda MDB geçirmiş ve hastalığı tekrarlayan kadınlar ile kontrol grubunun hipokampüs hacimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.

SoCAT DEP II

Evrim sürecinde bir arada olabilme ve işbirliği kabiliyeti gelişen canlıların hayatta kalma şanslarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bir arada olma becerisinin önemli ayaklarından biri canlının ait olduğu grup tarafından desteklenmesidir. Sosyal desteğin azalması depresyon benzeri bir durum yaratmakta ve kişinin hayatta kalma becerilerinde azalma riskini beraberinde getirmektedir. Yapılan çalışmalarda kaybedilen sosyal destek ile klinik depresyona girme veya benzeri davranış örüntülerini gösterme arasında yakın bir ilişki gösterilmiştir. Sosyal destek ve sağlık arasındaki güçlü ilişki bilinmesine rağmen bu ilişkinin altında yatan mekanizmalar tam olarak bilinmemektedir ve özellikle nörokognitif mekanizmalar büyük ölçüde keşfedilmemiştir. Eisenberger ve ark. (2007) sosyal desteğin tehdit edici durumlarda izlenen davranışların oluşmasında negatif ve tehdit edici olayların yanıtında rol oynayan amigdala, insula ve anterior cingulat korteks gibi limbik bölgelerdeki aktivite azlığı ile ilişkili olabileceğini öne sürmüşlerdir. Benzer şekilde ait olunan gruptan dışlanmanın yaşattığı acı, fiziksel acı benzeri nöral izdüşümleri harekete geçirmektedir. Sosyal desteğin var olmasının ve daha sonra kaybının beyindeki etkisini incelemek sadece sosyal bir varlık olan insanın düşünce ve hislerinin nöral bileşenlerini anlama ile sınırlı kalmayacak aynı zamanda depresyona giden yolun da daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Rushmore is one of England’s

Lorem ipsum dolor sit amet, con adipiscing elit. Etiam convallis elit id impedie. Quisq commodo ornare tortor Quiue bibendu. magna vitae ex interdum cursus.

Read more